Bu ‘Algoritmik’ jimnastik çok yordu

Algortima şöyle, algoritma böyle. Her yerde ve her daim bir algoritma gerçeği çarpıyor yüzümüze. Bu hayatı biz mi yaşıyoruz yoksa algoritma -her kimse- o mu yaşıyor diye düşünmek işten bile değil. Peki müzik dünyası? Müzik dünyası da, tabii ki algoritma denen canavarın pençeleri arasında.

 

Sabah akşam, aç karnına ya da tok karnına, yemeklerden sonra uykudan hemen önce, güneş doğarken güneş batarken, her dem ve her daim birkaç konuya kitlenmiş haldeyiz, bunları konuşuyoruz, bunları yazıyoruz. Biri adı batasıca, yüzünü şeytan göresice algoritma illeti. Diğeri de şartlar tam oluşana, renkler tamamen belli olana dek sürekli tartışmalı hareketler içerisinde olacak, sürekli tehditkar bakışlar atıyor gibi gelecek AI – yani yapay zeka. 

Araç mı amaç mı, hepimizi yutup (Youtube değil – buz gibi espri) sonra da enzimlerle hazmedip nihayetinde de dışarı mı atacak bu teknolojik gelişim, eğilim ve kaçınılmaz işleyiş. Yoksa ne olacak. Hızlı ilerliyor neyse ki süreçler. Seneye bu sayfayı yapay zeka hazırlıyor olabilir mesela. Seneye kalmayabilir de. Hızlı ya. Süreçler. Evet, evet. 

Algoritma denen tek bir dişi bile henüz eksilmemiş canavara karşı durmak mümkün mü?
Algoritmanın önümüze sıcak sıcak servis ettiği en taze en güzel ‘ilgilendiğimiz içerik’ dışında, ondan başka herhangi bir şeyle ilgilenmiyor muyuz biz?

Etrafımıza tebeşirle bir pentagram çizdiler sonra da bilinmeyen bir dilde tuhaf ve gayet ürkütücü bir şeyler evelediler gevelediler de bizi o alana mı kapadılar. Hapis miyiz bu algoritma zindanlarında?

Bizim hiç aklımız kalmadı mı da uyduruk, sıradan bir aramayı bile yapay zeka destekli yaptırıyorlar. Ve aradığım şey yerine satın alabileceğim pek güzel süveterler, botlar, tişörtler, çoraplar çıkıyor karşıma.

Hepsi çok güzel. Beni çok iyi tanımışsın algoritma-can. Fakat canparem, alışveriş demek değil ki her hareketim benim şu internet denen alemdeki. Vitrinlere bakarak arkadaşımı da bekliyor olabilirim. Haklısın. Fakat onu da yapmıyorum. Sadece bir merakımı giderecek aramayı yapıyorum. 
Eskiden sevdiğim bir grubun albümünü dijital platformlarda neden bulamıyorum onu çözmeye çalışıyorum. Fakat sen ne grubun adını tanıyorsun ne albümü. Halbuki sen internetsin.

Odin gibi tek gözümüzü feda etmemiz gerekmeden (ama gözlerimiz kesinlikle bozularak) bilgiye hasıl olduğumuz yersin. Neden ve nasıl, hangi arada ve derede konu sadece alışverişe kitlendi. Alışveriş ve dünyanın düzlüğü. İkincisi 5 yaşımızdan sonra konusu bile edilecek şey değil ama eden çok. Neyse.

Nirvana ile Pet Shop Boys'u aynı karede buluşturabilen muhteşem icat AI


Algoritmalara karşı birer yitik dinleyici

Algoritma zamanımızın bir kahramanı(!?). Hepimiz ona çalışıyoruz. Bedavadan. 
Algoritma da sağ olsun hep bizim iyiliğimizi düşünüyor. Adeta bir müzik dinleyicisi. Has bir müziksever. 
Bakın mesela öyle çok değil bir 10 sene evveline kadar farklı müziklere maruz kalabiliyordu rahatlıkla. Radyoda aniden bir şarkı çıkıyordu. En eğlenceli dakikalara hüzün getiren bir balad. Kalbinizden vuruyordu o ani karşılaşma. 
MTV gibi adıyla müsemma müzik televizyonunda, cıvık popidik şarkılar arasından aniden Nirvana ve “Smell Like Teen Spirit” çıkabiliyor ve müzik dünyasının seyri değişiveriyordu. 
Pet Shop Boys’un o domino'lu şarkısını nerdeyse hepimiz bir şekilde biliyorduk. Günahlı olan zaten ezberimizdeydi. 

Bölünerek farklı departmanlara ayrıldık

R.E.M.’in “Losing My Religion”u klibinden, sözlerinden bağımsız, milyonlarca insanın ilgisini çekebiliyordu. Metallica’cı mısın diye soran teyze konuya biraz olsun aşinaydı. 
En azından “Nothing Else Matters” bir yerde işitilmişti. 
Şimdi bölünerek farklı departmanlara ayrıldık.

Hayır hayır, bu bir eskiden her şey daha güzeldi zırvalığı değil (güzel) okuyucu. 
Eskiden zaten her şey daha güzeldi. Ona şüphe yok. O kesin bilgi. Hayır mı? Yanılıyorsun dostum, araştırmanı öneririm. 

Sorun bu ayrışma, bu ‘algoritmik’ jimnastik. Bu şey bizi birbirimizden habersiz hale getiriyor. 
Hepimize suni birer sofistike alan tanımlıyor. Kimseciklere benzemez. Halbuki benziyoruz.

Ve o benzerlikleri yakalamakta en etkili şeylerden biri müzik. Belki de bazılarımıza göre tek şey. Ne dinlediğine, izlediğine, okuduğuna göre var olduğuna inanan, kendini ve diğer insanları buna göre tanımlamaya meyilli bireylerin mekanı.

Bu algoritma bize düşman sevgili okur. Spotify demeden de bir yazı yazmak mümkün olmuyor. Maalesef yine zikredeceğiniz adlarını. Spotify örgütünün bir genç kullanıcısının karşısına çıkardığı şeyleri siz bir tık daha az genç (katiyen yaşlı değil) kullanıcısına çıkarmıyor. 750 milyon kez dinlenmiş şarkıyı siz hiçbir yerde hiçbir şekilde duymamışsınız. 

O genç arkadaşa tıpkı Marilyn Manson gibi görünen bir müzisyeni tavsiye ediyor. Fakat Marilyn Manson’u etmiyor mesela. Hadi Manson mimli. Ona çıkan modern dans müziği sizde görünmüyor. Sizde 50. yaşını kutlayan klasik albüm, ona hiç uğramadan pas geçiyor.

Sabrina Carpenter

Aynı şeyden bahsederken bile aynı şeyden bahsedemez olduk.

Bazı şeyler isteseniz dahi karşınıza çıkmayabiliyor. Müzik kanalları kayboldu. Radyolar deseniz durum malum. Açık Radyo açık kalamıyor mesela. 

Hal böyleyken nadiren aynı şeylerden bahsediyoruz. Aynı şeyden bahsederken bile aynı şeyden bahsedemez olduk. Aynı şarkıdan bile konuşamaz etti bizi algoritmik dünya düzeni. Fakat aynı düzen her dinleyicinin önüne bazı durumlarda, nasıl bir ödeme şekli dönüyorsa artık – zira epey tuzlu olmalı böyle bir şeyi yaptırmak, aynı şarkıyı durup durup çıkarabiliyor. 

Genç şarkıcı Sabrina Carpenter bu senenin “bu şarkı şimdi neden çalıyor?” vakası oldu. Spotify kullanıcılarının önüne zırt pırt çıkan, alakasız çalma listelerine sızan, siz istemeseniz de araya karışıp çalan, böylece dinlenme sayısını katlayıp duran şarkısı “Espresso” ile yanına kattığı ikinci hit “Please Please Please” büyük başarı yakaladı. 
Yakaladı’yı tırnak içine alalım bu cümlede. Yakalasın diye taklalar atılmış ve neticesinde The Beatles’la yarışan bir istatistikle über (eats değil, reklam yok) bir noktaya gelmiş eski Disney yıldızı Carpenter’ın şarkıları. Ne güzel. Devamı da gelir. Albümü de bu ay çıkıyor. Darısı genç, yetenekli diğer müzisyenlerin başına. 

Algoritmalar kırılmak, delinmek aşılmak içindir zaten değil mi? Arkanızda sizin için büyük paralar döndüren şirketler yokken işiniz azıcık zor olabilir ama. azıcık. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar